ANA SAYFAAna Sayfa   BİZE ULAŞINİletişim Bilgileri   BAĞLANTILARBağlantılar   SİTE HARİTASISite Haritası   SİTE İÇİ ARAMASite İçi Arama          ENGLISHEnglish        Üye Girişi

     21 OCAK 2021 , PERŞEMBE

 

Çalışma Raporu

Gazete Pedi

Yayınlar

Gazete ÇMO

Gazete ÇMO
SAYI: 2018/Ocak

Tüm Sayılar »

 
 

Çevre Bilim ve Teknoloji

Çevre Bilim ve Teknoloji
SAYI: 2019/MAYIS 16

Tüm Sayılar »

 
 

Öğrenci Bülteni

Öğrenci Bülteni
SAYI: Ocak-Şubat 2012 2

Tüm Sayılar »

 
 

 
 » KİTAPLAR

 
KURAKLIK VE SU KANUNU ÇALIŞTAYI

Tüm Kitaplar »

 
 

BEN YAPTIM OLDU (SOL)

    Yayına Giriş Tarihi: 09.04.2014  Güncellenme Zamanı: 09.04.2014 09:47:56  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 09.04.2014 09:47:36

`Yoksa ÇMO Başkanı Baran Bozoğlu`nun altını çizdiği gibi, bu yönetmelik, bilimin ve doğal süreçlerin hiçe sayılmasının önünü mü açıyor?`

Ülkemizdeki sulak alanların korunmasına ilişkin yönetmeliğin, Orman ve Su İşleri Bakanlığfnca yeniden değiştirilmesi üzerine bu hafta bu konudan bahsetmek istiyorum. Önce Türkiye‘nin 1994 yılında taraf olduğu, dünyanın sulak alanlara yönelik ilk uluslararası sözleşmesi olan Ramsar Sözleşmesi‘ndeki sulak alanların tanımına bakalım: "Doğal ya da yapay, sürekli ya da mevsimsel, tatlı, acı ya da tuzlu, durgun ya da akan su kütleleri, bataklıklar, turbalıklar ve gelgitin çekilmiş anında derinliği altı metreyi aşmayan deniz suları"nı sulak alan olarak tanımlıyoruz. 

Sulak alanlar hem sahip oldukları biyoçeşitlilik hem de biyojeokimyasal döngüler açısından hayati öneme sahipler. Ramsar Sözleşmesi kriterlerine (ev sahipliği yaptığı flora ve fauna vb.) göre Türkiye‘de 135 tane uluslararası öneme sahip sulak alan bulunuyor, bunların 14‘ü Ramsar Alanı. Türkiye‘deki toplam sulak alan sayısı ise 300‘ü geçiyor. Bu alanların korunmasına dair yönetmelikte yapılan yeni değişiklikle, sulak alanlar "ulusal öneme haiz sulak alanlar" ve "mahalli öneme haiz sulak alanlar" olarak ikiye ayrılıyor. Uluslararası öneme sahip olanlar, "ulusal öneme haiz sulak alanlar" kapsamına girerken, geri kalanlar diğer kategoride sınıflanıyor. 

Her ne kadar Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu değişikliğin daha etkin koruma sağlayacağını iddia etse de yapılmak istenen gayet açık. 

Uluslararası kriterleri sağlamayan sulak alanların, koruma bölgeleri olarak belirlenmeyecek, bu alanların koruma ve kullanım esaslarına mahalli komisyonların karar verecek olması, yapılaşmaya açılmaları için uydurulmuş bir kılıf. Bu mahalli komisyonlarda ilgili meslek odalarına da yer yok. 

Yani sözkonusu alanların koruma ve kullanımlarına ilişkin kararları hangi teknik ve bilimsel donanıma sahip kişilerin vereceği meçhul. 

Bakanlık, bu değişikliklerin 3. havaalanının önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik yapıldığı iddialarını reddetse ve bu bölgede zaten sulak alan bulunmadığını öne sürse de, Çevre Mühendisleri Odası‘ndan (ÇMO) gelen açıklamada, bu bölgede, 3. havaalanı projesiyle yok olacak 70 sulak alan ve 8 dere olduğu, bunların yeni yönetmelikle "mahalli öneme haiz" olarak tanımlandığı belirtiliyor. Oysa ki bu sulak alanlar ve dereler, Terkos gibi önemli havzaları da besliyor. 

Mahalli komisyonlarda, ekosistemler arası bu etkileşimleri bilimsel olarak değerlendirebilecek kimseler olacak mı? Yoksa ÇMO Başkanı Baran Bozoğlu‘nun altını çizdiği gibi, bu yönetmelik, bilimin ve doğal süreçlerin hiçe sayılmasının önünü mü açıyor? Bu yönetmeliği hazırlarken bilimciye danışmayan politikacı, uygularken mi danışacak? 

Bu durum bana biraz da 2005 yılındaki (Doğu Anadolu‘da yaşayan bir kızıl tilki türü olan) Vulpes vulpes kurdistarıica olayını hatırlattı. Hayvanın 100 yıllık Latince ismindeki "Kurdistanica"dan rahatsız olan zamanın Çevre ve Orman Bakanlığı, yaptığı bir açıklamayla türün adını Vulpes vulpes olarak değiştirdiğini duyurmuştu. 

Politikacıların yaptıkları açıklamalarla, resmi gazetede yayınladıkları yönetmeliklerle bilimi ve bilimcileri hiçe sayarak iş yapabileceklerini sanmaları en hafif tabirle naiflik. Kızıl tilki örneği her ne kadar zihniyetin vehametini ortaya koyması açısından vurucu olsa da, dalga geçilip üzerinde durulmayabilecek bir konu. 

Sulak alanlar ise öyle değil. Yeraltı sularının beslenmesinden, biyojeokimyasal sistemde madde döngülerinin sağlanmasına, sel ve iklim kontrolünden biyoçeşitliliğin korunumuna birçok işlevi olan sulak alanların yok edilmesi, hepimizin hayatını birinci elden etkileyecek. İstanbul‘un su havzaları kuruyup kaldığında bakalım politikacıları hangi yönetmelik değişikliği kurtaracak. Bu sefer de susuzluğun, kuraklığın tanımını mı değiştirirler dersiniz? "Allah‘ın takdiri" deyip sıyrılmak en garantisi belki de. 


Okunma Sayısı: 200

Tüm Basında Odamız »

Key Yazılım Çözümleri A.Ş.